Ben bitirdikten bir hafta sonra Netflix'e gelen dizi. Buradan şansıma selamlar. Öncelikle Shin Hye-Sun bu dizideki oyunculuğuyla izlediğim en komik kadın oyuncu performanslarından birini sergilemiş ve resmen diziyi tek başına sırtlamış götürmüş. Öyle çok büyük beklentilerle başlamamıştım yani Korelilerin klasik fantastik yapımlarından biri olduğunu düşündüm ama başından sonuna o kadar eğlendirdi, güldürdü ki sonlara doğru bozacak diye korkmadım değil. Çünkü bunların çoğu dizisinin gidişatı böyledir.

Kraliçe Bey'in tepkileri, agresif tavırları, bakışları, kaşları, ense kaşımaları, çaresiz halleri, mimikleri beni benden aldı. Özellikle o kimseye saygı göstermeden dümdüz konuşması çok fenaydı ki bu kore toplumunda son derece önemlidir üstelik bunu sarayda yapıyor.

Kralımız, canlandıran oyuncu sebebiyle bana pek sarmadı ama o da fena değildi. Tarihte yeri pek olmayan kukla kral bu dizide "Başroller her zaman süperdir!" felsefesiyle farklı yazılmış ve tabii artı olarak romantik. Kraliçenin günümüz diliyle söylediği sözlere anlam araması, kafasının karışması bunun üzerine bu kelimeleri kitaba yazıp sözlük haline getirmesi yine bu felsefeye dayanır. Gerçekte bir kralın asla istemeyeceği "halkın düşünmesi, kralı seçme hakkına sahip olması" fikirlerini kabul etmesi de nasıl desem pek mantıklı değil. Gerçi dizide kadın bedeni içinde yaşayan erkek ruh var ben de ne diyorsam artık. Finalde bakanları yargıladığı sırada yaptığı konuşma şu an Türkiye için birebir uyuyor. Sonuç itibariyle olması gereken kral gibi kraldır.

Mr. Queen dizisinde kral, kraliçeye şemsiye tutuyor

Bazı yan karakterler de gayet başarılıydı. Hırslı erkek sevmeyen hanım kızımız -o çocuğu boşuna üzdün- ve dürbünden kaslı erkek bakıp kraliçeye olan öfkesini azaltan hanım teyzemiz gibi kahrımı çeken iki kişi olsa, bu dünyada stressiz ve rahat hayat yaşardım yeminle.

Ama o iki kötü kraliçe çok yordu. Onların sahnelerinden kısıp her bölümü 10dk azaltabilirlermiş. Hele o tütsü yakıp, fal baktırıp duran abla tam bir ruh emiciydi.

Dizinin kötü karakterlerinden birisi Kim So-Yong'tu bence. Her şey kötüyken intihar etti ve gitti alakasız adamın ruhunu bedenine aldı. Adamın hayatını altüst etti, kimlik bunalımına soktu. Ama o adam; So-Yong'un delilercesine aşık olduğu kralın gözüne girdi, kalbini kazandı, üstüne hamile kaldı, kralın ülkedeki otoritesini kurmada büyük rol oynadı, kraliçe olarak sarayda büyük bir güce kavuşmasını sağladı ve en sonunda mutluyken bedenden yollandı. Sonuç olarak Jang Bong-Hwan haksızlığa uğradı ve Kim So-Yong tam da hayalini kurduğu konuma hazırdan, hak etmeden yerleşti. Cefasını Bong-Hwan, sefasını So-Yong...

Mamaaaaaaaaaaaa!