Reply serisinin yönetmeni (Shin Won-Ho) ve senaristinin (Lee Woo-Jung) eseri olan şahane dizi. Tıpkı o seri gibi bu da insanı iyi hissettiren, o evrene dahil olma isteği uyandıran bir dizi. Toplamda 24 bölüm 37 saatlik bir serüven. Evet bölüm süreleri çok uzun ama yine de yetmiyor. Daha çok istedim izlerken.
Oyuncu seçimini çok başarılı buldum. Birbirleriyle uyumu ve enerjileri gerçek hissettirdi. O samimiyeti bana verebildiler. Birinci sezon bittiğinde YouTube'da bir canlı yayın yapmışlar ve ben de oturdum bir buçuk saatlik yayını izledim. Sezon boyunca söyledikleri, çaldıkları parçaları canlı bir şekilde icra ettiler. O heyecanlı halleri, bazen hata yapmaları, birbilerine iltifatları, enstrüman öğrenme süreçlerinden bahsetmeleri, dizi hakkındaki düşünceleri, sonda duygusala bağlamaları ve sarılmaları... Çok hoş bir yayın olmuş. Bu arada, dizi bittikten sonra da bağlarını koparmamışlar. 2024'te Jo Jung-Suk (Lee Ik-Jun)'un 100 günde albüm çıkarma çabasını anlatan 8 bölümlük A-List To Playlist programının 4.bölümünde tekrar bir araya gelmişler. Ayrıca albümün Champagne parçasının klibinin yönetmenliğini Jung Kyung-Ho (Kim Jun-Wan) ve oyunculuğunu da Kim Dae-Myung (Yang Seok-Hyeong) yapmış.
Bu beşliden birisi bu diziden önce sinema ve televizyon yapımlarında sadece bir kez yer almış. Asıl kariyeri tiyatro ve müzikaller olan, 2017 ve 2018'de Kore Müzikal Ödülleri'nde ödül almış ama dizide back-vokallik yaptığında "mmm" derken bile detone olan kişiden bahsediyorum. Bu kişi Chae Song-Hwa karakterini canlandıran Jeon Mi-Do. Ey senarist! Chae Song-Hwa'yı neden kötü sesli yarattın? Bu kadını burada dinleyemeyeceksek nerede dinleyeceğiz? Neyse ki iki sezonun da soundtrack albümünde bir tane de olsa şarkısı var. Birinci sezonda I Knew I Loved, ikinci sezonda da Butterfly şarkısını söylemiş. Keşke televizyon yapımlarına daha önceden katılsaymış zira kendisini burada çok beğendim.

Dizinin içeriğine gelecek olursam ekibin hepsi ayrı ayrı incelenmeyi, yorumlanmayı hak ediyor. Her biri derinliği olan birbirinden farklı renkli kişilikler.
Chae Song-Hwa'nın dünyada üç tip insan vardır tespitine bakalım:
Bence bu dünyada üç tip insan var. İlki, güzel bir şey yiyince mutlu olanlar. Ik-Jun ve Jun-Wan bunun mükemmel birer örneği. İkincisi, yemeği tek başına yemeyi sevenler. Son olarak da sen varsın. Başkalarının güzel bir yemekten keyif almasını izlemek, seni yemekten daha mutlu ediyor.
Ahn Jeong-Won: Yukarıdaki sözün muhatabı olan şahıs. Grubun en nahif, en alçakgönüllü ve en temiz üyesi. Ailesinin hastanenin sahibi olduğunu yıllarca arkadaşlarına söylememiştir. Çünkü onun için söylenmeye değer bir şey değildir, önemsizdir. Dünya malında gözü yoktur, eline geçen parayı da hayır işlerinde kullanır, kendine kuruş bırakır ve Kim Jun-Wan'dan otlanır. Pediatrik cerrah olduğu için hastaları bebekler ve çocuklardır. Hassas kişiliği mesleğini yaparken onu psikolojik olarak yıpratmakta ve mesleği bırakma noktasına getirmektedir. Gerçekten de Buda lakabını hak etmektedir. Gibi dizisini izleyenler bilecektir: Yılmaz, arkadaşına güvensizliğini şu şekilde ifade ediyordu: "Seni hiç dinlemedim ama bence haksızsın ya." Bu dizide ise tam tersi şeklinde bir cümle kuruldu: "Katılıyorum. Şu an düşündüğün şeye katılıyorum." Bu cümle; düşünceli ve sıkkın gördüğü Jeong-Won'a, meseleyi ve Jeong-Won'un aldığı kararın ne olduğunu bilmeyen Song-Hwa tarafından söylendi. İşte bu karakterimiz arkadaşı üzerinde öyle bir intiba bırakmış ki kararlarına her zaman tam destek ve güven alabiliyor. Bu sahnenin devamında içi rahatlayan Jeong-Won aldığı kararı önce onun için özel birisine söyleyeceğini belirtir. Bunun üzerine Song-Hwa pencereyi açar, dışarı bakar ve "Kış geldi. Beklediğimiz kış geldi." der. Korece'de kış, gyeoul demektir. Özel birisinin adı da Jang Gyeoul. Song-Hwa yine onun ne düşündüğünü okumuş, bilmiştir. Jeong-Won ise sadece gülümser.

Kim Jun-Wan: "Aslında tanısanız çok seversiniz. Bakmayın öyle gözüktüğüne..." şeklindeki cümlelerle savunacağım, grubun aksi ve biraz sert üyesi. Tabii arkadaşlarının yanında çocuğa, sevdiceğinin yanında kediye dönüşür. Abur cubur sever ama yiyemez çünkü stoğu, hayattaki tek eğlencesi Jun-Wan'ı sinirlendirmek olan Lee Ik-Jun tarafından patlatılır. Umursamaz ve kaba mizacının altında düşünceli ve sevecen bir kişilik yatmaktadır. İlk başta bize, stajyerlere ve öğrencilere ters ve sert gelen davranışları genelde bölüm sonlarına doğru "Vay be, bu adam meğer..." farkındalığıyla anlam buluyor. İşin şov kısmında olmadığı için yaptıklarını sadece hayatına dokunduğu kişi bilir. Hatta bazen bilmez. Song-Hwa'yı aldatan adamı suç üstü yakalayıp onu itiraf etmeye zorlamasını Song-Hwa'nın bilmemesi gibi. Hatta Song-Hwa'dan laf bile yemiştir bu yüzden. Veya ailesi ve arkadaşları olmayan bir hasta için sosyal medyadan paylaşım yapıp ziyaretçi toplamasını hastanın bilmemesi gibi. Böyle bir adamın ikinci sezondaki hali beni çok üzmüştür. Çünkü aşık olduğu kadın ondan "Onu strese sokuyorum, benim yüzümden zor zamanlar geçiriyor." düşüncesiyle ama "Başka birinden hoşlanıyorum." cümlesiyle ayrılmıştır. Yahu ablacığım şimdi sen ondan öyle ayrıldın ya pat diye emin ol artık daha az stresli zamanlar geçiriyordur. Neyse ki sonda işleri rayına oturtmuştur. Yaşadığı sıkıntıları içine attığı için diğerleri gibi Chae Song-Hwa ile dertleşmemiştir. Ama dertleştiği, bazen ders aldığı bir başka dostu vardı onun; Do Jae-Hak.
Yang Seok-Hyeong: Yıllar sonra ekibi tekrardan müzikle birleştiren, grubun soğuk ve suskun üyesi. Kız kardeşinin kaybı, babasının annesini aldatması ve annesinin felç geçirmesi yüzünden hayatı bambaşka bir noktaya gelmiş bir karakter. Bu olaylar sonucunda pek görüşmediği, aralarının soğuk olduğu annesiyle yeni bir başlangıç yapmıştır. Sürekli annesiyle beraber vakit geçirmekte ve sürekli onunla iletişim halindedir. Yapmak istediği şeylere vakit ayırmak istediği için maddi açından ve kariyeri açısından daha fazlasını istememektedir. Arkadaşlarını özlediği için müzik yapmak istemiştir. İnce fikirlidir. Bunu stajyeri üzerinde bilerek kötü intiba bırakmasından anlayabilirsiniz. Bunu ona şu şekilde açıklamıştır: "Benim hakkımda söylenmenin stresini alacağını düşündüm." Halbuki kızcağız takdir edilmeyi, "İyi iş çıkardın." denmesini istiyordu. Ayrıca yine bu kızcağız ondan hoşlanmanı istiyordu. Overthink denizinde boğulan bu ayıcık abimiz geçmişinde yaşananlar yüzünden haklı olarak tereddüt içindeydi. Chae Song-Hwa ile dertleştiği konuşma -ki bana göre bir terapi seansıydı- bundan sonraki süreçte Yang doktorun aldığı kararlarda kesinlikle etkili olmuştur. İki-üç kez izlemişimdir bu diyaloğu:

Chae S.H: Evlen. Sen de evlenebilirsin.
Yang S.H: Ben mi? Evlenemem. Ailemi tanıyorsun. Kimsenin hayatı mahvolsun istemem. Annem değişmez. Sin-hye (eski eşi) için çok stresli olmuştur.
Chae S.H: Sen ne yaptın? Nasıl bir çaba gösterdin?
Yang S.H: 'Nasıl bir çaba' mı? Bir düşüneyim. Çeyiz mevzusundan dolayı, evlenmeden önce bile çok stresliydi. Evlendikten sonra annem onu günde 30 kere aradı. Bir gün Sin-hye'nin yatmadan önce altı tane uyku hapı aldığını gördüm. Bu beni çok endişelendirdiği için yurt dışında okumasını söyledim. Masrafları ben hallederim dedim. Ama o bile iptal oldu çünkü annem öğrendi ve Sin-hye'nin ailesini aradı. 'Oğlum neden kızınızın eğitimini ödemek zorunda?' dedi.
Chae S.H: O senin ilk çabandı. Yurt dışına gönderme teklifin.
Yang S.H: Sayılır mı bilmiyorum ama en azından bir çaba gösterdim. Ve Sin-hye… Zaten sessiz biriydi ama zamanla daha da sessizleşti. Boşanma sürecindeyken bana bile tek kelime etmedi. O sıralar yoğun depresyondaydı. Ben de beni merak etmemesini ve ailesiyle vakit geçirmesini söyledim. Annesi onun için çok endişeleniyordu.
Chae S.H: İkinci gayretin, onu ailesinin evine göndermek.
Yang S.H: Ama o da işe yaramadı. Annemden korktuğu için gidemedi. Biz de denemeden pes ettik. Ve son çabam da… Bu sayılır mı ki? Bir gün Sin-hye annemi evinde ziyaret etmek istediğini söyledi. Gerek olmadığını, uğraşmamamızı söyledim ama ısrar etti. İyi bir gelin olmak istediğini söyledi. Gerek olmadığını söyledim ama yine de gittik. Ve o gün annemlerin yatak odasından elmas bir yüzük kaybolmuş. Sin-hye'yi annemin giyinme masasından yüzüğü alırken gördüm. Tam o sırada Sin-hye de beni gördü. 'Yüzüğü neden çaldı? Bunu neden yaptı? Demek ki o kadar kızgındı.' dedim. Ama bunu ona hiç sormadım. Konuyu açamadım. En iyisinin, bilmiyormuş gibi davranmak olduğunu düşündüm.
Chae S.H: Üçüncü çaban. Eski karının işlediği suçu bilmiyormuş gibi davrandın.
Yang S.H: Ama bunlar çaba sayılır, değil mi?
Burada ben devreye girip "Sayılmaz abiciğim, ne anlatıyorsun sen?" diye adama, "Arkadaşın diye hak vermek zorunda değilsin neyi sayıyorsun 5 dakikadır?" diye kadına kızmaya başlamıştım ki...
Chae S.H: Hayır. Hiç çaba harcamamışsın. Görünüşe göre tek yaptığın sorundan kaçınmak olmuş. Çaba sarf etmek, asıl bunu niye yaptığını sormak ve tartışmak olurdu. Hiçbir şey yapmamışsın. 'Niye bu kadar çok uyku ilacı alıyorsun? Belki de bir terapiste görünmelisin.' Bunu onunla konuşmayı denemeliydin. Tek yaptığın endişelenmekmiş. Sorunu çözmek için hiç çaba göstermemişsin.
Yang S.H: Bunu ben de biliyorum. Bunun benim hatam olduğunun farkındayım. Bu yüzden size her şeyi anlattım ama bu kısmı atladım. Ama sen bana suçumu söyledin. Neden böyleyim ben? Zorlukla karşılaştığım anda kaçmayı düşünüyorum. Daha çok büyümem gerek. Olgun değilim.
Chae S.H: Derler ya, sorunu bilmek çözümün yarısıdır. Sorunu tespit ettiğimize göre bir çözüm önereceğim. Daha çok lüzumsuz şey söylemen gerekiyor. İş yerinde gerekeni söyle, yeter. İş dışında buna gerek yok. Lüzumsuz olduğunu düşünsen bile duyan kişi için öyle olmayabilir. Ama bunu herkese yapma. En yakınındakilerle başla. En sık gördüğün ve yanında en rahat olduğun insanlarla.
Ve Yang Seok-Hyeong'un telefonu çalar; arayan Chu Min-Ha'dır. Sadece gerektiğinde ve sadece gerekli şeyleri konuşan doktor, bu görüşmede en sık gördüğü, yanında en rahat olduğu insanlardan birine lüzumsuz şeyler konuşur.

Chae Song-Hwa: Yukarıda yazdıklarımdan da görüleceği üzere grubun dert babası üyesi. Ayrıca grubun şoförü, yemek yemek için gelinen mekanın (ofisin) sahibi, Ahn Jeong-Won ve Yang Seok-Hyeong'un annelerinin favori gelin adayı. Berbat sesiyle şarkı söyleme isteği grubun diğer üyeleri tarafından ciddi tartışmalara, uzun süren toplantılara ve zorlu kararlara yol açmıştır. Yine de ekibin balans ayarını yapan kişidir. Çünkü bilirsiniz ki bir ortamda erkek sayısı arttıkça IQ seviyesi düşer. 4 erkeğin olduğu bir ortamda böyle bir kadının varlığı bile bazen bunların şımarıklıklarını durdurmaya yetmeyebiliyor. Annesinin sürekli hasta olduğundan şikayet etmesini küçümsemesi, onun hastalık hastası olduğunu düşünmesi; sonrasında annesinin Parkinson hastası olduğunun ortaya çıkması ve Lee Ik-Jun'un yaralanması sonrası yaşadığı korku, bende onun başına kötü işler gelmeden aksiyon almayan bir kişi olduğu izlenimini uyandırdı. Annesiyle daha çok ilgilendi ve Ik-Jun'a ilanıaşk etti. Peki niye? Çünkü son pişmanlık fayda etmez. Bu arada ben ilanıaşkın daha erken geleceğini düşünmüştüm. Bir hasta yakınının, oğlunu ona ayarlamak istediğinde, oğlunun Song-Hwa ile yaptığı konuşmadan sonra artık kendi duygularıyla yüzleşir ve gider açılır diyordum. Adam kendi ilişkisinin hikayesini şöyle anlatıyordu:
Bir gün aniden bana olan hislerini itiraf etti. Geçen sene. Benden hoşlandığını söyledi. Başta onu reddettim. Çok iyi arkadaştık, işlerin garipleşmesini istemedim. 'Yakın arkadaş kalmamızı istiyorum.' dedim. O gece eve gittim ve ona söylediklerimi düşündüm. Sonra sorusunu tam olarak cevaplamadığımı fark ettim. Ama ben ona ilişkimizin garipleşmesini istemediğimi söyledim. Cevabım hiç mantıklı değildi. Bir erkek ve kadın olarak, sadece iki arkadaş olarak değil. Ondan gerçekten hoşlanıyorum. Onunlayken hissettiğim şey mutluluk. Onunlayken hep harika hissediyorum.
Ne kadar da benzer bir öykü. Ne kadar da Song-Hwa'nın kurması gereken cümleler.

Lee Ik-Jun: Bu da, aşık stajyerlerin dert babasıdır. Grubun enerjisi en yüksek ve en eğlencelisidir. Sürekli hareket halindedir ve çenesi çok çalışır. Hastanenin Eros'udur. Üç arkadaşının ilişkisiyle de yakından ilgilenmiş diğer kalan arkadaşı da zaten Song-Hwa'dır. Müzik grubundan çok komedi grubu istemektedir sanırım çünkü zamanında hem kardeşiyle olan rap grubunu hem de bu ekiple olan grubunu komedi kulübü olarak kaydetmiştir. Yıllar geçmesine rağmen diğerlerinin ona olan öfkesi hala dinmemiştir. Oğluyla olan ilişkisi de harikadır. Yaralanıp hastaneye kaldırıldığında oğluna haber vermemişlerdi de çocuk "Babam hiç iki gece üst üste gelmemezlik yapmadı." deyip durumu anlamıştı. Bir de o süreçte hastane çalışanlarının, hemşirelerin, internlerin, stajyerlerin kısaca samimiyet kurduğu herkesin ona olan saygısını ve sevgisini görebilseydik iyi olurdu. Ziyaretler, hediyeler vs. Bu arada böyle bir adamı aldatan kadının gerekçesini dinlemeyi çok isterdim. Yani bir de zamanında sen peşinden koşmuşsun adamın be kadın. Hakkında söylenecek çok şey var ama bana göre tek cümleyle, bu adam "Her şey yoluna girecek." dese tüm sorunlar hallolur.
Ekibe genel olarak bakıldığında hiçbirinde kompleks, ego, kibir yoktu. Stajyerler ve internlere olan yaklaşımları hiç üstten olmadı. Onların yaptıkları hataları travmaya değil tecrübeye dönüştürdüler hep. Onlar da hocalarının bu dostane tavırlarını suistimal etmediler. Sadece bir tanesi tezi için hocasını bir yöntem kullanmaya zorlamıştı ve onda da yakalanıp ağzının payını almıştı. Ik-Jun'un aşırı samimi yaklaşımında bile laçkalaşıp adama cıvıklık yapmadılar. Hep saygılarını korudular. Çok güzel bir çalışma arkadaşlığı, iş birliği örneği gösterdiler.
Son olarak, bölümlerin şarkı söyledikleri sahnelerine söylenecek pek bir söz yok zaten. Hepsi mükemmeldi ama iki tanesi benim favorim oldu.
İlki şahane kostümleri ve makyajlarıyla Bon Jovi'den It's My Life söyledikleri performans:
İkincisi de bir flashback sahnesi: Karaoke salonunda söyledikleri Aloha. Özellikle Jun-Wan'ın "I believe" bağrışları:
