Dört haftada dörder bölümü dört mevsimi bizlere sunan müthiş iş, müthiş sunum, müthiş hikaye. Bu yıl daha iyisini izler miyim bilmiyorum. Boş bir sahnesi, öylesine bir repliği, özensiz bir anı bile yok. Dönem dizisi olduğu için Kore'de topluma ve yaşantıya etki eden birçok olaya da değinmişler: Hileli 60 seçimleri, ahlaki yozlaşma farkındalığı seferberliği (mini etek, uzun saç, dans yasakları), 1988 Seul Olimpiyatları, özel ders yasağı, Asya Krizi ve yol açtığı iflaslar sonucu oluşan işsizlik, IMF borcu... Yıllar sonra tekrar izlenmek üzere yerini ayırdı bende. Yönetmen ve IU 2018'de My Mister dizisinde de beraber çalışmışlardı. O da harika bir dizidir şiddetle tavsiye edilir.

Park Bo-Gum ve IU çok iyi bir ikili olmuş, kimyalarını beğendim. IU'nun YouTube kanalında tatlı bir mekanda Bo-Gum'u konuk aldığı ve çay içtikleri, mandalina yedikleri, şarkı söyledikleri, şiir okudukları, dizi hakkında konuştukları programı izledim ve aşırı doz sevimlilikten eridim.

When Life Gives You Tangerines dizisinde liseli çift çiçek tarlasında yürüyor

İlk 4 bölüm yeşilçam, samanyolu filmleri izliyormuşum gibi hissettirdi: Yetim ve öksüz kız, kötü akrabalar, sahipsiz kalmak, istenmeyen mecburi evlilik denemesi, hor gören ve aşağılayan uyuz kaynanalar. Ama tüm bunların önünde kaya gibi duran, tabuları yıkan, yaşama ve var olma sebebi "Ae-Sun" olan, green flag tabirinin sözlük tanımı olan Gwan-Sik.

Hayatları boyu birbirlerine kenetlenmeleri, desteklemeleri, suçlayıcı olmamaları, sevmeleri o kadar güzeldi ki... Genel olarak aşk karın doyurmaz sözünün doğruluğunu ama her şey karnının doyması demek olmadığını çok güzel gösterdiler. Yapılan tercihlerden pişmanlık duyulmaması, "Yine olsa yine yaparım" demek inanılmaz bir mutluluk ve tatmin olsa gerek. 3. bölümde kızları çok güzel anlatıyor:

Hayatlarının baharı erkenden gelip geçiverdi. Annesiz kalan annem 18 yaşında anne oldu. Babam da 19 yaşında altın madalya sahibi olmak yerine altın kızının babası oldu. Onların baharı hayallerin kurulduğu değil, yıkıldığı bir mevsimdi. Ve bunu gönüllü olarak yaptılar.


Çiçekli tokaları ve çiçekli elbiseleriyle çiçek gibi kadın Moon So-Ri harika bir oyunculuk sergilemiş. Duyguları o kadar iyi aktardı ki yüreğinin ağzına geldiği her sahnede ben de derin iç çektim. Evladının acısından 10 yıl sonra bile küçük bir çocuk gördüğünde bakışlarını kaçırdığı sesinin değiştiği o sahne en etkilendiğim anlardan birisi oldu çünkü gerçek. O bakışı o duyguyu ben hayatımda gördüm. O anı fark ettiğinizde boğazınıza bir yumruk tıkanır teselli etmek ister ama edemezsiniz çünkü söylenecek hiçbir söz anlam taşımaz zaten söylenecek bir söz de yoktur. Dizide babaanne karakterinin dediği gibi:

Anne baba acısı yaş ilerledikçe daha da içini sızlatır ama evlat acısı yüreğinin en derinine işler.

Zaten burnumun direğini sızlatan anlar hep o çocuğun adının geçtiği yerler oldu. Anne ve baba çocuklarından bahsetmiyorlar. acılarını kendi yüreklerinin derinlerinde o günün keşkeleriyle yalnız bir şekilde yaşıyorlar. O kadar kızıyorlar ki kendilerine Ae-Sun'un dediği gibi:

Dong-Myeong'dan neden hiç bahsedemediğimizi anladım. Suçluluk özlemden ağır bastığında asla yürek ısıtan bir hatıra olamıyor.

When Life Gives You Tangerines dizisinde Ae-sun, çocuğu Geum-Myeong'u sırtında gezdiriyor

Genel olarak baktığımda anne-kız hikayesi izledim ben. Kızını okutmak ve onun rahat bir yaşam sürmesini hayal eden anne ve üniversiteye gidip okumak isteyen kızı. O kız, yıllar sonra kızını okutmak için evini satar. Ae-Sun ve Geum-Myeong'un 8. bölümde dedikleri gibi:

Annemin hayalini ben üstlendim.

Finalde ikisi de devraldıkları bu hayalleri gerçekleştirirler.