Üzerinden 15 yıl geçmiş ve ben ikinci kez izledim. Bu tekrarım aynı zevki aynı keyfi verdi. Ben değiştim, dizi sektörü değişti, dünya değişti ama bu dizi hala güncelliğini koruyor. Öyle zamansız bir yapımdır. Kore dizilerinde yeni bir döneme geçişin, bir çağın başlangıcıdır bu dizi. İnanılmaz bir popülariteye ulaşmış ve küresel çapta takip edilip izlenmiştir. Birçok Kore dizisinde de bu diziye göndermeler yapılmıştır (Reply 1988 ve The Greatest Love bunlardan). Bu başarısını büyük oranda Hyun-Bin ile Ha Ji-Won'un uyumuna ve harika OST'sine borçlu olduğunu düşünüyorum.
Yorumuma geçmeden önce, ikinci başrol hanımefendinin (Yeun-Sul) güzelliğine büyülenerek izledim. Kendisi 2000 yılının Kore güzeliymiş: Kim Sa-Rang. İsmi bile güzel, Korecede aşk demek.
Bir de 2010'lu yıllarda Kore'de erkek modası çok kötüymüş be. Tek iyi giyinen, eşofmanlarıyla dalga geçtikleri Kim Joo-Won'du.
Öncelikle dizi daha birinci bölümünden olaylara giriş yapıyor. Bu hızlı girişi sevdim. Hayatta kendinden başka kimseyi görmeyen, kendi çevresinden başka kimseyi tanımayan, farklı hayatları bilmeyen bir adamın hayatına ansızın fakir ve eğitimsiz bir kadın giriyor. Bu kadından hoşlanmaması, etkilenmemesi gerekiyor çünkü ona göre mantıksız. Kadına da bu yüzden yaklaşıyor ve peşinden düşmüyor. "Neden aklımdan çıkmıyorsun, bunun cevabını bulmam lazım." çünkü olamaz böyle bir şey. Cevap belli: Aşk.

Sanırım bu aşk; uçan kaçan, milleti pataklayan ve aksiyon filmlerinin yetenekli dövüş ustası Gil Ra-Im hanımı Kim Joo-Won karşısında güçsüz, narin birine dönüştürüyor. Zira adam kadını her bileğinden tuttuğunda, üstüne çıktığında kadın "Bırak, bıraksana!" demekten başka bir şey yapmadı. Gücün mü yetmiyordu abla? Pataklasana şu megalomanı. Bacağına tekme atmakla olmuyor bu işler.
6. bölümden sonra başlayan beden değiştirmeli bölümlerde Hyun-Bin'in hareketleri, mimikleri çok güldürdü beni. Özellikle Oska ile olan her sahnesi. Bir ayağının ucunu yere vurarak utandığı sahne, hamam sahnesi, yanlışlıkla öpüştükleri sahne ve Oska'nın bunlara tepkileri kahkaha attırdı.
Oska demişken dizinin sonunda geldiği nokta çok güzeldi. Kaba saba, skandalı bol, uyumsuz ve gamsız bir artistten sorumluluk sahibi, duyarlı, özür dilemesini bilen ve aşık bir sanatçıya dönüştü. Karakter gelişimi Kore dizilerinden çok az rastladığımız unsurlardandır.
Gil Ra-Im ve Kim Joo-Won'un sosyal sınıflar hakkında yaptıkları konuşma ve Joo-Won'un tespiti iyiydi.
Mağazada sadece bir yıl içinde 100 milyon won harcayan bu insanlar kim? Onları benden bu kadar büyük yapan şey ne?
Bankada kaç paran var?
Çok değil. Neden?
İşte bu. Farklı olan bu. Bankadaki paranı biliyorsun ama senden farklı olan bu insanlar bilmez. Çünkü yurt içindeki ve yurt dışındaki hesapları her saniye biraz daha artar. Farklı imkânların ve servet dağılımlarının neleri meydana getirdiğini biliyor musun? Sosyal sınıfları. Yılda 100 milyon won'u sırf iki şey için harcıyorlar: Eşitsizlik ve ayrımcılık için. Yönetip egemen olamazlarsa tamamen dışlamak isterler. Zihin yapıları ve mantıkları budur.
Ama finale geldiğimizde bu sosyal sınıfları, bu uçurumu aştılar, ezdiler geçtiler. Gil Ra-Im, "Kim ne derse desin, ne olursa olsun asla!" noktasına ulaştığında artık hiçbir engel kalmadı önlerinde. Anneyi saymazsak tabii. Ben bu kadar tutarlı ve ikna olmayan bir anne daha görmedim dizilerde.

Neden hep rüyaların bu kadar zorlu?
Çünkü hep rüyalarımda sen varsın.
O zaman rüyalarında bile benimleyken mutsuz musun?
Yine de gir rüyama, yarın da ertesi gün de.
