Hayatından içinden, kargaşa ve koşuşturmanın içinden bize "İyilik iyidir!" diye bağıran müthiş dizi. İzlediğim onlarca K-Dramanın içinde tartışmasız en iyilerime girmiştir.

İkinci yarısı tabiri caizse adamın ağzına sıçıyor. Lee Sun-Kyun'u Pasta ve Coffee Prince dizilerinde izlemiştim ve ses tonuna hayran olmuştum. Bu diziyi vefat ettikten sonra izledim ve bambaşka üzdü. Biliyorum adam Dong-Hoon karakteri değil ama yine de etkiledi. Ses tonunu biraz daha öveyim: O kadar iyi ki Ji-An'ın yerinde olsam ben de sabah akşam dinlerdim.

Nasıl oldu da bu ikisi dostluğa, sevgiye dayanan bir ilişki inşa ettiler? Çünkü dışarıdan mutlu, örnek bir profil çizen başarılı, kariyerli bir mühendisin aslında nasıl da yalnız, mutsuz ve zavallı olduğunu anlayan bir kız var. Çünkü dışarıdan asi, uyumsuz, saygısız ve sabıkalı bir kızın aslında iyi, sorumluluk sahibi olduğunu gören ve ona acımayan, takdir eden bir adam var. Konuştukça, gördükçe, dinledikçe birbirlerine hayran olmaları gayet tabiidir.

Şu sahneleri bende etki bıraktı

  • Çok küçük yaşta sırtına büyük sorumluluklar yüklenmiş, kandırılmış, ötekileştirilmiş bir kıza "Sen iyi birisin." denmesi. Kızın bu cümleye kafasını takması, tekrar tekrar dinlemesi, ümit etmesi, inanmak istemesi. Bu kadar basit bir cümlenin bünyeyi alt üst etmesi... İnsanların bazı şeyleri gerçekten duymaya ihtiyacı var. Özellikle inanarak söylenenlere.

  • Adamın artık dayanamayarak sokak ortasında ağlaması. İçine attıklarının en olmadık yerde ortaya çıkması, kalabalık çevresinde derdini anlatacak kimsenin olmaması.

  • İşitme engelli ninesini morgda gören kızın onunla yine işaret diliyle konuşması. Bu sahneye kadar gözümden düşmeyen o damla artık kendini yanaklarıma doğru salıvermiştir.

  • Kızın yine sokak ortasında "Özür dilerim, özür dilerim" diye ağlayarak pişmanlık göstermesi. Hayatında ona inanıp, güvenen, anlayan yegane insanı hayal kırıklığına uğratmanın, üzmenin acısının dışa vurumu.

Herkesin hayatında "Mutlu olalım! Neşelenin! Önemli değil!" diyen biri olmalı kesinlikle.